somewhere over the rainbow

Somewhere over the rainbow
Way up high
And the dreams that you dreamed of once in a lullaby

Oh somewhere over the rainbow
Bluebirds fly
And the dreams that you dreamed of dreams
Really do come true


2 Haziran 2025 Pazartesi

Birbirine eş deniz kabuklarının acıklı hikayesi

Kahraman deniz kenarında arasa bulamaz sanki kendi için bırakılmış birbirine eş iki deniz kabuğuna rast gelir .. sevinir. Ve elbette düşünür ki bu iki deniz kabuğundan kendisine hem bugünü hatırlatacak hem de doğal iki küpe yapabilir. Ama kendisi alıp cebine çantasına koymaz.. zarar göreceğinden korkar ama kendisi almaz bu sorumluluğu .. yanındakinden rica eder.. bunları benim için saklar mısın der.. çünkü bilir yanındaki ondan iyi bilir her şeyi.. eve dönülür .. birden aklına gelir .. belki de aklına bile gelmez .

Yanındakinin deniz kabuklarından biri kırılmış demesi ile hatırlar.. ve derdi de işte bu andan sonra başlar.. gider bakar ki.. kendi bulduğu birbirine eş ve sanki kendisi için denizin kenarına bırakılıvermiş iki kabuğundan biri kırılmış kenarından .. üzülür kızar tüm kırgınlıklarını kabuğa yükler ve yanındakine söylenir durur.. sana emanet etmiştim. Onlara sahip çıkmalı idin.. yanındaki cebime koydum der.. cebine koyacaktı isen ben de koyardım zaten diye içerlenir.. hem de ağaçtan toplanan eriklerle.. elbette kırılacaktı.. kızar da kızar.. üzülür de üzülür .. yanındaki önce der ki.. zaten küpe yaparken kırılacakmış .. bak diğer üçüncü de benziyor . Hayır der o koyu renkte .. karanlıkta aynı olsalar da .. aydınlıkta aynı değiller .. kırılan kadar aynı değiller. Yanındaki seviyor onu.. daha da teselli etmek istercesine der ki kırılan da deneriz delmeyi.. ama yine de itiraz eder.. söylenir .. belki kırık birleştirilir der.. ama böylesi içine sinmez. Yanındaki der Japon alırım bak yapıştırırım.. kendi de dener şimdi kırıkları birbirine yakınlaştırarak birbirine eş oldukları o eşsiz zamandaki kadar güzeller mi.. tam da bu hisleri hissederken kabukları .. birbiri ile eş deniz kabuklarının acıklı hikayesini yazmak ister .. yazsın ki .. derdi geçsin bitsin .. çözülsün gitsin..

6 Kasım 2024 Çarşamba

Yuva .

Yuvam dediğimiz neresi?

eskiden gelmekten imtina ettiğin yer, şimdi gelmeye can attığın yer olur mu?

kendini ait ve tam hissettiğin yer!

her şeyiyle bildiğin,

keşfettiğin ve fakat daha keşfedecek daha çok şey olduğunu bildiğin…

ywaomm.

30 Haziran 2023 Cuma

Komşular Öten Kuşlar Martılar...

 

Komşularınızı hiç düşündünüz mü ?

"Komşuluk" olduğu yıllarda büyüdüm... ve benim çocuk oyunlarım arasında "evcilik" oynarken "komşuculuk" diye bir çeşidi bile vardı.

Uzun bir süre, pandemi de buna dahil komşularımızdan uzak kaldık. Komşuluğa dair güzel atasözlerimiz vardır. "Ev alma komşu al".... gerçi ev sahibi "değişik" komşuları ile karşı karşıya kalan arkadaşlarım da oldu. Ama şimdi ne bunu düşünüp içimi karartacağım ne de sizi şişireceğim..

Komşuluk kavramını komşuluk yapmayı çok sevdim. Hala yılbaşında göremesem de hediye olarak kitap alıp kapısına bıraktığım... ve memleketine her gidişte bana avakado hediye getiren çok tatlı komşularım var benim... 

hala komşuluk yapar ve de komşularımı çok severim.. Bir ömür boyu dilerim heeeep böyle olur :)

Doğup büyüdüğüm semtten dört beş yıl ayrı kaldım. pek dönmek pek de gitmek istemezdim. Eski yaşadığım binanın önünden geçerken içimi bir hüzün ve de bazen mutsuzluk kaplardı.. Evi sevmez sokağı sevmezdim. Pandemi öncesi kendi seçimimle ev bulup taşındım. Eski semtim ve yaşadığım bina sadece ailemi ziyaret ettiğim bir yer olmuştu, yaşarken son yıllarda yalnızlaştığımız, ortak kararlar almakta uzlaşma sağlayamadığımız insanların olduğuna inandığım, eski ve bakımsız bir yapıda ve o bakımsız binadaki evlerinden yaşayan çoğu huysuz komşularım.

Pandemi vesilesi ile ailem de oradan taşınıp, ilk defa kiracı oldukları bir başka, uzak semte geçip yaşamaya başladı. Yeni yerimiz evimiz, doğa içindeydi ve bize çok tatlı geldi. Şükürler olsun, pandemide sürecinde yaşadığımız ev hem de ilçe bize öyle güzel kucak açıp, öyle korudu ki. Teşekkürler o güzel semte ve o güzel eve...

Kiracılar ve ev sahiplerinin birbirine kanlı bıçaklı düşman olduğu bir dönemdeyiz,tarih bunu böyle yazdı :) biz filmi çok uzatmadan ve kanlı sahnelere geçmeden, kiracılığımıza son verip eski semtimize geri taşındık..

Taşındığımız ilk gün bizi kapıda karşılayan komşular, verilen selamlar ve alınan hoş geldinler, beni çok mutlu etti. Aradan çok geçmeden bayram zamanı geldi çattı, çok güzel oldu.Çocukken tek tek kapılarını çalıp, bayram şekeri topladığım komşularımızın yeniden kapılarını çaldım.Ve yeniden çaldıkları kapıda onları karşıladım.Eskiden bir rutin haline gelmiş ve kıymetini yitirmiş bayramlaşmalar, bu bayram nasıl tatlı geldi anlatamam...

Ömrüm boyunca en sevdiğim ve seveceğim komşumuza, bayramın ikinci akşamında ailemle konuk olduk. O akşamki sohbetimizin tadını size anlatma çabamdır, bugünkü metni yazma sebebim.

Sohbetin tatlılığı; dertler, mutluluklar, hastalıklar, hüzünler, şakalar, eskiler yeniler, fazlalar, eksikler, büyüyenler, yaşlananlar, kaydedilenler, yenilenenler... herkes anıldı ve de her şey konuşuldu.

Komşuluğun fazla olduğu eski günlerde terapiste, psikoloğa ya da psikiyatriste gitmeme sebebi ya da tam tersi halde, günümüzde fazla gidilmesinin sebeplerinden birini buldum o sohbetler içinde.. Evraka!

Sohbetler ya da edilmeyen sohbetlerde. Komşuluk olan her anda bir paylaşım var. Asıl gerçek bu. Kapısını çaldığın komşunun sohbeti olmasa da, derdinle kapısını çaldığında o kapıyı açıp seni içeri alıyor belki örgüsüne ya da iş döngüsüne devam ediyor. Olsun, sen o konuşmasa da anlatıyor, içini boşaltıp, "görüşürüz komşu" deyip yarın, yine çalıp kapıyı, geliverecek olmanın iyi hissiyle ayrılıyorsun.

Biliyor musunuz; ben ilk beyaz pilav pişirmeyi öğrendiğim zamanlarda, on daireli apartmanın her katında, her akşam bir komşuya gidip pilav pişirirdim... uzunca bir süre ustalaşana kadar sürdü bu. Yazları ise yazlık komşularımıza her iki günde bir "Hande kurabiyeleri" altında tuzlu pastahane kurabiyelerini yapıp dağıtırdım.. 

Hepsi ve her şey zamanla unutuluyor. Bu bayrama şükürler olsun ki, bana eski güzel zamanları hatırlattı. Şunu da düşünmedim değil, "kızım Hande yaş alıyorsun, eski güzel günleri hatırlamak seni mutlu etti". Bu olabilir elbette. Ancak beni mutlu eden, çocukken belki de ilk gençlikte sahip olduğun çok değerli bir şeye...şimdiki halinde yeniden kavuşmak sevinci, beni mutlu eden asıl bu...

Tıpkı... hafta içi, hafta sonu hiç farketmeksizin, ağaçlar azalsa da, binalar çoğalsa da, hala aynı mahallede aynı sokakta, sabah güneşi pencereden vururken kuş cıvıltısı duyabilmek! hala kuşların ötüyor olması...her şeye rağmen.

şükürler olsun size kuşlar... komşular... 






18 Aralık 2022 Pazar


insanlar yaşamın içinde kendilerini ne zaman sıkışmış hissederler ? sıkışmışlık nasıl bir his ? yaş ve cinsiyete göre değişir mi ? belki bazıları bu hissi hiç yaşamaz çünkü bunu hiç düşünmez...

özgürlükten yola çıkıyor benim sıkışmışlık hissim. dün sahilde ufak bir yürüyüşe çıkmıştık. Üç çifte rastladım, birbirinden farklı karakterlere sahip olduklarını düşündüğüm üçer kadın ve erkek. aralarındaki konuşmalardan birinde bir sonraki buluşmanın gelecek ay nerede yapacaklarına karar vermeye çalıştıklarını duydum.hem hoşuma gitti hem de başka bir ülkede başka bir şehirde olsak bunu yalnızca yaşadığımız şehirle ülkeyle sınırlı tutmaz, bambaşka ülkelerde şehirlerde buluşmaktan söz edilirdi diye düşündüm.. onlara engel olan içinde bulunduğumuz ülkenin ekonomik durumu, onları gelir düzeyi ya da kendi düşünce sınırları, her biri olabilir... ve fakat bu yalnızca benim düşüncemdeydi.. onlara göre gerçeklik bugün beraber olmaları ve bir daha gelecekte ne zaman biraraya geleceklerinin planını yapmalarıydı.

sıkışmışlık fiziksel mi zihinsel mi yoksa ruhsal mıdır ? 

hiç düşündünüz mü hayatınızdaki kişilerin bambaşka hayatları ve tercihleri olsaydı... yaşamını ev hanımı olarak süren 69 yaşındaki halam New York'ta yaşasaydı, rock yıldızı olup bir grubu olsaydı ve solist olarak hala o grupla turnelere çıksaydı. babanız memur değil de bir dişçi olsaydı.. bense bir çiftçi.. hayat ve yaşam nasıl devam ederdi.. ancak uhdeler ve tutkular üzerine değil.. olasılıklar üzerine bu düşünceyi sürdürdüğünüzde inanılmaz eğlenceli bir hal alabiliyor.

bazen bazı durum ve halleri yaşarken hayal kurmaya bayılırım... miami'de bir sahilde olduğumu.. kozyatağında bir mum atölyesindeyken, bu alanın Berlin'de ya da Amsterdam'da olduğunu varsayıp mekanı öyle yaşarım.. bu beni mutlu eder...


anda olmak üzerine eğitimler veren bir kişi olarak bunu yapmam komik olsa da, anın tadını böyle daha çok çıkarıyorum. hayatınızın kahramanı olmak için yaşam boyu yaptığımız tüm yolculuklar kendimizedir. Hayal ya da gerçek. Düş ya da gelecek. Kahramanın yolculuğu devam ediyor. 

düşmeler, sıkışmalar, yuvarlanmalar ... hepsi bizim için. Seçim kahraman olmakta...

Sadece kendi hayatımızın kahramanı olmak ! 

DOEI 👋💋
     


16 Kasım 2022 Çarşamba



yine estiler bana... yazılarıma fotoğraf bulma kaygısı olmadan yalnızca aklıma geleni yazmak istiyorum.

üstadın derslerinde bize yaptırdığı alıştırmalar gibi. altı dakika boyunca hiç kalemi kağıttan kaldırmadan yazmak gibi.. gözlerimle ekrana bakmadan yalnızca tuşlara bakarak aklımdakileri yazmak.. yok ya bu böyle değildi dimi!? ekrana bakara yalnızca hiç klavyeye bakmadan mı yazmak havalıydı yoksa.. mutluluk hali.

nedir u akşam bana yeniden bu eski dosta dönüp yazma isteği uyandıran.. içimde her zamanki gibi yazmaktan zevk alma ve muzur bir mutluluk hali...

ucu bucağı yok.. geniş yeliş araziler.. amaçsızca temiz havanın bulutsuz gökyüzünün hafifçe yüzümü yalayan meltemin tadını çıkartmak gibi tatlı bir hal. nasıl olur insan bu zevkten mahrum bırakır kendini ?

bu soru elbet kendime... 

beni rahatlatanın yazılarıma fotoğraf bulma kaygısı olduğunu farkettim desem.. en güzeli aslında yazılarıma kendi çektiğim fotoğrafları kullanmak olurdu hı !?

bir de aklıma takılan şu neden BLOGGER app güncellenmiyor IOS store üzerinde ???

gelelim bu akşam güzel aklımın beni klavye başına getirmesine...

bu koku ile başladı her şey... bildiğimiz üzere etraf kozmetik ürünlerin yüzde elli yüzde yetmiş ürünler ile satıldığı kış günlerini yaşamaktayız. biz de ailecek bu tuzaklara düşmedik.. o derin kuyulara girmedik mi ? elbette girdik. de konu bu değil..

bu indirimden alınmış bir deodorant kokusunun.. halamın gençliğindeki bir göz kalemine sarılı kağıdının kokusuna benzemesi.. anılar.. sonra bir kaç gün  önce instagramda gördüğüm Blendax fotoğrafı.. o fotoğrafı gördüğümde hatırladığım o şampuanın kokusu.. ve daha da önemlisi mavi şişesinin halkalardan oluşan pütürlü gövdesi. pütür denilir mi bilemem ancak.. o çizgilerin gövdede oluşturduğu doku.. o dokuya dokunmaktan ve parmaklarımı sürtmekten ve şampuanın kokusundan ne kadar çok hoşlanırdım.. şuan yazarken şampuanın dokusunu bile hatırlayıverdim. ve şuan burnumda indirimden alınmış halama göz kaleminin koruma kağıdının dokusunu hatırlatan koku.. hatıra koku benim değil ama kokunun anısı ben de şimdi bu..

bir de düşündüm de bu blendax denilen şampuanın popüler olduğu o günlerde başka neler vardı hayatımda.. kaç yaşındaydım.. Hayat ağacı dizisi vardı.. SAM vardı ve sevgilisi dedektif Kyle ! sanırım böyle yazılıyordu.. Sam'in odukça büyük göğüsleri vardı... aslında ben öyle anımsamasam da.. dizinin bir yerinde.. her ikisinin birlikte geçirmiş olduğu belli edilen bir sahnede. Sam'in çıkarmış olduğu sütyeni gördüğümü hatırlıyorum :) iması varmış o zamanlar..

bir de izlenen Yalan Rüzgarı :) yıllar süren her gece.. yalan rüzgarı daha çok annemin işten geldiği saatleri hatırlatıyor bana.. yemek sonrası izlediğimiz dizi..

Hayat ağacı hatırası ondan bir tık önce sanki.. izlediğim elbet çocuk dizileri de vardı.. onun zevkini başka bir yazıya bırakıyorum :)

hayat ağacını izlediğimiz mekanlardan birinin çok net hatırlıyorum.. babamın teyzesinin bahçeli evi.. okullar açık.. mevsim sonbahar. hava ne sıcak ne de soğuk.. ev büyükçe bir bahçede.. bahçenin ön kısmında büyükçe bir ev o evde kaldığımda olur.. o ev babamın halasının gelinin evi.. yeni gelinin.. biz ise bahçenin arkasında .. daha küçük bir evdeyiz.. evin penceresi bahçeye bakıyor.. dışarda sokak lambaları yanmaya başlamış.. günler kısalmış. yazın böyle miydi ki.. diziyi izliyoruz.. birden SAM  ve Kyle öpüşmeye başlıyor... ben meraktayım.. ne yapıyorlar diye soruyorum... Şadiye Teyzem... babamın teyzesinin hala kızı :)) ya da öyle bir şey.. çok severdim.. kendisini.. sigara içmesini.. ve tırtıklı kahkahasını.. neden mi öyle diyorum.. sigara içtiği için öksürük hep boğazında idi de ondan... evet evet tamam geldim.. öpüşürken Kyle ile SAM.. ben de tam orada sordum " Ne yapıyorlar ??"

Şadiye Teyzemin cevap : " Diş çekiyorlar... diş !!!" 

ertesi gün.. kendi evimizin balkonundayım.. o zaman benden büyük ablalarımın abla kuzenlerimin gözdesi.. mahallenin futbol takımının kalecisi.. kızların gözdesi... 

baktım az ilerde hem de bir ağaç dibinde... dibinde deyince müstehcen oluverdi sanki... bu ara bu kaleci abimiz Kyle 'ın kopyası idi.. pardesüsü bile... ayakkabılarına ve saçlarına varana kadar...  eee tamam devam ediyorum... tam da akşam üzeri.. her akşam üzeri.. sokağın başından aşağıya doğru.. uzun uzun yürür.. salınır... mahallenin benden biraz büyük ablaları.. yeni yetme genç kızları da ağızlarının suyunu akıtarak camdan kapıdan balkondan bu mahalle futbol takımının kalecisini izlerdi.. işte tam böyle akşam üzerilerinin birinde... kaleci bir ağacın altında ve tıpkı SAM gibi sarışın bir ablayı öpüverdi... 

ben de görüverdim.... ve balkondan tüm mahalleye bağırmaya başladım.... "DİŞ ÇEKİYOOOOOO"




6 Nisan 2022 Çarşamba

Siz Sevgili Okurlarım Minyon Gün Sonra Merhaba


Yeniden yazmaya başlamayı düşünürken aylar öncesindeki seyahatimizden mi söz etsem ..?

yeniden ve yeniden gelip gönlüme oturan Ayvalık'tan söz etmek mi...?

yoksa bir kaç gün önce, kafamın çevresinde ilham perileri uçuşurken yazmayı istediğim uyku ve uyanıklık arasındaki halden mi söz etsem...

Bugünlerdeki en favori "kendi kendime - attention please- sentence" sahaya İN!! Hande !! Handeciğim!

O zaman en sevdiğim hal ve hallerden uyku hali, ben ona en çok şekerleme demeyi severim... bilenler bilir :) ve uykudan çıkmamak için bedenimizin bizle oynadığı sevimli oyunlara hadi gelin birlikte bakalım...

işte tam da şuan yazarken nasıl havaya girdim bir görseniz.. her güne bir macera = her günü bir yazı ile devam etmek, şuan içimden fışkırıp ilhamla geliyor sevgili okuyucular.. yandınız !!

bir de elbette yazarken en büyük kaygım.. tek ve sadık takipçimin bu yazıyı fark edip farketmeyeceği düşüncesi.. günler ve yıllar süren teşviklerinin işe yaramadığını düşündüğü için belki de beni takip etmeyi bırakmıştır... Hmm !? ne dersiniz sevgili okur ...

bu kadar teknoloji içinde işlerde olsam da teknolojiyi bu kadar kullanabilmekteyim.. işte yazıya görseller eklemek bağlantılı kelimeler bulmak gibi gibi blog yazma ile ilgili detaylar,  bir öğretmen gibi sıkıştırıyor... hemen PLEASE ATTENTION uyarısı ile kendimi kendime getiriyorum...

ve gelelim UYKU HALİNDEN ÇIKMA hallerine .. 

Derin uykumdan ilk gözümü açtığım da bu bir tuvalet ihtiyacı olabilir... bir ses olabilir.. bedenin fiziksel olarak uykuya doyması olabilir.. ancak genel olarak söz etmek istediğim bu UYKU HALİNDEN ÇIKMA halleri / durumlar işte uykuya doyduğunda bedenimiz olmaz.. tatlı uykudayken çişimizin gelmesi ya da bir sesle ... ya da yatağımız paylaştığımız sevdiğimizin bir hareketi ile de olabilir.. o uyku halinden o tatlılıktan çıkmak istemezsiniz... güne gözü açmak ile uyku hali arasında kalmak için bir bağlaç seçersiniz.. fiziksel olarak bunun hiç farkına vardınız mı ?

mesela gözlerinizi tamamen açmadan yataktan kalkmak.. tabi bu türlü tehlikelere.. bir yerlere çarpmaya ya da yanlış yerlere yanlış işler yapmaya sebep olabilir en azından benim için... çok uzun zamandır sanırım ömrüm kadar yapmakta olduğum ve kısa bir süre önce farkına vardığım... HALİMMM...

Bir Gözüm Kapalı Halde Kalmak :) her ne yapıyorsam yapayım.. eğer o uykunun tatlı haline kaldığım yerden devam etmek istiyorsam bir gözümü açmadığımı farkettim... yataktan çıktığım halde ve her ne yapıyorsam yaptığım şeyin süresi uzasa dahi, benim tek gözümü kapalı tutma halimde devam ediyor.. sanki bedenimi iki paralel evrende bir arada tutuyor gibiyim...

bazen de farkettiğim şu oluyor.. uyanmam gerekiyor.. yüzümü yıkıyor.. dişlerimi fırçalayıp..günlük sabah rutinlerimi yerine getiriyorum.. uykumu tam alamamış ve biraz daha devam etmek arzusundaysam... dışarıdan bakıldığında uyanıklık halinde ne kadar yol kat etmiş olsam da... yeniden yatağa  ve yastığa dönüp uykuya devam edebiliyorum.

Burada bir kamu spotu girelim: eğer zihin uyandı ise ve yapılacaklar edecekler zihinde dolaşıyor ise beyne, bedene, akla işkence etmeyi bırakıp hemen o yataktan kalkın, yastıktan başınızı kaldırın.

lisede bir kız arkadaşım.. koşarken.. koşması nadir olurdu. beden dersinde. mendil kapmaca yarışında.. koşu yarışmasında.. okul bahçesinde ya da sokakta koşmasını gerektiren bir durum olduğunda.. heyecanını.. utanmasını bastırmak için kendi kendine şarkı mırıldanırdı.. aslında şarkı da denilmez... "çastırı çastırı" diye mırıldanırdı... herhalde Huysuz Virjin'den ilham alıyordu, bilemem :)

çok sonraları kendimde farkettim ki.. koşarken ben de benzer sesler çıkarmaktayım.. bu seslerin bendeki işlevi koşmayı sürdürmek için kendimi motive etmek oluyor.

bir de bedenimizin üzüldüğümüzde ya da sevindiğimizde verdiği tepkile r var.. bedenin hareket halleri söz konusu... ben aşkla dolu halde ve çok sevindiğimde..  hani bu whatsapp ikonlarında var buna benzer bir şey.. kollarımı bedenimin iki yanında yumruk yapar..sağa sola bedenimi ve kollarımı hareket ettirirdim.. sevdiğimin oğluşu bebekken sevindiğinde benim bu hareketimin aynısını yapardı... biz de öyle fark etmiştik... insanın kendi kişisel tarihinde bu hareketlerimiz zamanla değişmekte ya da farklılaşmakta belki.

yazdıkça merak ediyorum.. sevdiklerimiz çevremdeki kişileri düşünüyorum... endişe halinde sevinç halinde.. farkında olmadan yaptığınız hareketler var mı ??

aslında ben daha çok olumlu şeyleri düşünmek yazmak sizle de birlikte düşünmek istiyorum...

endişeli halleri boş verelim şimdi.. sevindiğimizde .. mutlulukla heyecanlandığımızda.. ya da tatlı bir uykudan alıkoymak istemediğimizde nasıl haller içinde buluveriyoruz kendimizi ??

sevgiyle, şefkatla ve şehvetle kalın !


17 Ocak 2018 Çarşamba

Hava nasıl olursa olsun yeter ki sizin havanız iyi olsun !

    



      "Havalar nasıl olursa olsun yeter ki sizin havanız iyi olsun!" ne güzel bir dilek değil mi ?
       Hem de bu dileği, bize televizyonda en az bu dilek kadar havalı bir sunucu iletmekteydi. 
       Karizmatik hava durumu spikerlerinin hayatımıza girdiği yıllardı.

      Çocuktum ve en az ailem kadar bu haber spikerlerini dinlemeyi pek severdim ve en çok 
      da bu güzel dileği !

     Havalar çoğunlukla ruh halimizi etkiyor değil mi ? Benim sevgilim en çok bu durumdan 
     etkilenir... Ancak fark ettim ki kişilerin karakterlerine göre de havanın kişileri etkileme
     şekli değişiklik gösteriyor. Bir arkadaşım puslu havalarda mutlu hissediyor kendini, 
     bir başkası  yağmurlu havaları seviyor.

       Şimdi bir başka iş arkadaşım, blogumu yazdığımdan habersiz "gökyüzü bugün ne kadar 
       parlak değil mi ? "  diye sordu, ben de " hava kar topluyor " diye yanıt verdim. Günlük 
       hayatımızda havadan sudan ne çok konuşmaktayız. Ama kimi zaman laf olsun diye, kimi 
       zaman ise gerçekten havadan söz etmekten hoşlandığımız için.

     Karizmatik hava durumu spikerlerinin ardından "karizmatik" sesli hava durumu spikerleri 
     girdi hayatımıza... "Havayı Kokyalan Adam" ! en sevdiğim :) Bir gün Amerika'dayken
    diye başlayan cümlem gerçek :) dışarısı -20 derece, bir hotelin kahvaltı salonunda, kovboy şapkalı       ve kovboy çizmeli amcalar ile birlikte hava  durumunu izlediğim an gelir hep aklıma
    mutlu  olurum... Kendimi bir film stüdyosu içinde hissettiğim o an. Yoksa ben hava durumu 
    spikeri olmak için doğmuşum da haberim mi yok ACABAAAAA :)
   

  Daha da küçükken kar yağdığında Halam "Pamuk nine penceresini açmış, 
  yorganlarını havalandırıyor" derdi. Ne çok sevmiştim bu masalsı cümleyi. Koca bir kız
  oluncaya dek,  gerçekmişçesine inandım ve sevdim. İsterim çocuğuma kar yağdığında
  bu cümleyi söyleyebilmeyi ve onun hayal dünyasında yeni tavşan tünelleri açmayı!
  Kar yağmasını özlemle beklediğimiz günler, küresel ısınma etkisiyle daha da artacak gibi...
   


Neyse neyse içimizi karartmayacağım. Bu sabah ofis yolunda, radyoda hava durumunu dinlerken, bir soru geldi aklıma... Dünya hava durumunu dinlerken her zaman çok keyif alırım. Spiker "Paris bulutlu 10 derece, Sidney açık 23 derece..." derken, anlık seyahatler yaparım zihnimde, hava durumu verilen şehirlerde yaşayan insanları düşler, oralarda olduğumu hayal ederim. Size de böyle olur mu ? Alakasız Anlık Mutluluklarınız Neler ?