Kahraman deniz kenarında arasa bulamaz sanki kendi için bırakılmış birbirine eş iki deniz kabuğuna rast gelir .. sevinir. Ve elbette düşünür ki bu iki deniz kabuğundan kendisine hem bugünü hatırlatacak hem de doğal iki küpe yapabilir. Ama kendisi alıp cebine çantasına koymaz.. zarar göreceğinden korkar ama kendisi almaz bu sorumluluğu .. yanındakinden rica eder.. bunları benim için saklar mısın der.. çünkü bilir yanındaki ondan iyi bilir her şeyi.. eve dönülür .. birden aklına gelir .. belki de aklına bile gelmez .
Yanındakinin deniz kabuklarından biri kırılmış demesi ile hatırlar.. ve derdi de işte bu andan sonra başlar.. gider bakar ki.. kendi bulduğu birbirine eş ve sanki kendisi için denizin kenarına bırakılıvermiş iki kabuğundan biri kırılmış kenarından .. üzülür kızar tüm kırgınlıklarını kabuğa yükler ve yanındakine söylenir durur.. sana emanet etmiştim. Onlara sahip çıkmalı idin.. yanındaki cebime koydum der.. cebine koyacaktı isen ben de koyardım zaten diye içerlenir.. hem de ağaçtan toplanan eriklerle.. elbette kırılacaktı.. kızar da kızar.. üzülür de üzülür .. yanındaki önce der ki.. zaten küpe yaparken kırılacakmış .. bak diğer üçüncü de benziyor . Hayır der o koyu renkte .. karanlıkta aynı olsalar da .. aydınlıkta aynı değiller .. kırılan kadar aynı değiller. Yanındaki seviyor onu.. daha da teselli etmek istercesine der ki kırılan da deneriz delmeyi.. ama yine de itiraz eder.. söylenir .. belki kırık birleştirilir der.. ama böylesi içine sinmez. Yanındaki der Japon alırım bak yapıştırırım.. kendi de dener şimdi kırıkları birbirine yakınlaştırarak birbirine eş oldukları o eşsiz zamandaki kadar güzeller mi.. tam da bu hisleri hissederken kabukları .. birbiri ile eş deniz kabuklarının acıklı hikayesini yazmak ister .. yazsın ki .. derdi geçsin bitsin .. çözülsün gitsin..